Dün maalesef ki oldukça erken uyandım! Çalıştığım sürece zaten oldukça erken saatlerde uyanıyorum, izinli olduğum zamanlarda geç kalksam bari 🙁  havaalanına gidene kadar neyim var neyim yok kaybediyordum zaten sürekli peşimden koşturan, eşyanızı unuttunuz diye bağıran görevliler… 🙂 Neyse başıma her ne gelirse gelsin kendimi havaalanına atmayı başardım. 9.15 uçağıyla Berlin’den Frankfurt’a geçtim ve ordan da 12.20 uçağıyla Paris’e geçtim. Koskoca valizle “biraz” yorucu oldu ama…

Berlin’den sonra Paris biraz dağınık geldi açıkçası, karışık ve kafa karıştırıcı. Havaalanından çıkar çıkmaz taksi diye bağıran insanlar karşılıyor sizi. İlk defa geldiğim için hemen atladım tabii!  Biraz masraflı oldu ve resmi bir araç değildi sanıyorum ki bindiğim taksi.

   Paris’e gelince anladım ki burasıyla ilgili de her şeye güvenmemek lazım. Örneğin rezervasyon yaparken çok güzel bir otel diye düşünüp odamı satın aldım fakat taksiden inerken taksici bile “kalacağın yerin burası olduğundan emin misin?” diye sordu. Otele adımımı atınca daha da bi kıllandım, hem uykusuzluk hem de o anın verdiği şaşkınlıkla hiçbir şeye ses çıkaramadan odaya çıktım. -gerçi odayı bulmam da hiç kolay olmadı çünkü yangın merdiveninin olması gereken yere oda yapmışlar yani odaya ulaşabilmek için yangın kaçış kapısından geçmek gerekiyormuş! Daha bitmedi durun 😀 odaya girdiğimde bir baktımki odada elektrik yok! Nasıl olsa gezip gece gelip yatıcam dediğim anda sokaktan kavga sesi geldi. “İnşallah sağ çıkarım burdan” diye bir içimden geçirdim o an. Banyoya girip de tuvaletin taşmış halde olduğunu görünce iyimser tavırlarımı bir kenara bırakıp “yok artık” diye bir bağırdım 😀 tabiiki ilk işim resepsiyona inip, ben burda kalamayacağım lütfen rezervasyonumu iptal edin demek oldu. Onlar da durumun o kadar farkındaydıki hemen kabul ettiler. Neyse bir süre oda araştırması yaptıktan sonra o bölgeden oldukça uzak, çok daha “Paris” olan bir yerde bir otelden odamı tuttum. Duş alıp hazırlandıktan sonra daha fazla vakit kaybetmeden dışarı çıktım. Binaların şekli, yollar, büyüleyici! Yürümeye devam ettim, güzergah tabiiki Eyfel kulesiydi.
modalojik eyfel
modalojik in europe
   Paylaştığım fotoğrafta ihtişamını görmüşsünüzdür, benzersiz güzellikte bir yapı! Saat biraz geç olduğu için yukarı çıkma imkanım olmadı, Paris’teki son günüme, yarına saklıyorum. Fotoğrafları tabiiki yine göreceksiniz.
modalojik in europe 2
   Paris’teki ikinci günümde bu sefer tabii ki Louvre Müzesine gittim! Müzeye yaklaştıkça içimi heyecan kapladı. İnanılmaz büyüklükte ve çok fazla dikkat çekici. Uzuuun süre sıra bekledikten sonra içeri girdim! Müzeyle ilgili Instagramdan fotoğraf paylaşımı yapmadım, bloğa sakladım hepsini! 🙂
modalojik in europe 4
   Müzenin çok büyük bir kısmını gezmiş olsam da benim aklım girdiğim andan beri Mona Lisa tablosundaydı. Mona Lisa; İtalyanlarca La Gioconda, Fransızlarca La Jaconde. Tablonun sadece etraftaki görsellerine bakmak bile heyecanlandırıyordu beni hep! Oraya gittiğimdeki heyecanımı siz düşünün! Ufacık bir tablo binlerce insanı her gün karşısına topluyor; çok garip değil mi? Ben mi abartıyorum 😀 Hakkında söylenenler, tarihiyle ilgili, yapılışıyla ilgili yapılan araştırmalar… Yok yok abartıyor olamam. Bir diğer heyecan unsuru; tabiiki Afrodit veya Fransız ismiyle Venus de Milo! Yazacak bişey bulamıyorum inanın. Karşılarında olmak çok heyecan verici.
Bir şekilde mutlaka Louvre Müzesi’ne gelip, özellikle Mona Lisa tablosunu ve Afrodit heykelini görün!
modalojik in europe 3
modalojik in europe 5
   En son olarak bir öneri, hatta bir “must see” daha sunayım size. O da tabiiki buradaki giyim kuşam. Detaylı olarak anlatmama bence gerek yok, burası Paris! Her yer podyum… Görmelisiniz 🙂  Yarın Eyfel kulesi semalarından fotoğraflar için Instagram hesabımı takip edebilirsiniz. 🙂
   Instagram: modalojik

You May Also Like

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *